0-2 Yaş Manevi Gelişim

Tarafından   9 Mayıs 2014

Çocukta Kişilik GelişimiManevî Gelişim Bebekler bu evrede ne yalan söylemeyi bilir ne kibir sahibidir ne de isyan ederler. Bunları bizzat tecrübe ederek öğrenirler. İlk gözlemler anne babaya yöneliktir. Bilindiği gibi her bebek, İslam fıtratı üzerine doğar, daha sonra anne baba din seçimi konusunda yönlendirmede bulunur. Çocuklarınızda bazı ahlakî zaaflar görürseniz bunda muhtemelen payınız vardır.

Manevî ve ahlakî yönden ideal bir kul yetiştirmek isteyen anne babanın öncelikle bu özelliklere sahip olması gerekir. Çünkü ilk öğretmen anne-babadır. Yani anne babanın manevî yaşantıya sahip olması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Daha önceki bölümlerde de belirttiğimiz gibi ilk iki yaş çok önemlidir. Bebekler, bu evrede ilk izlenimleri edinir.

Nasıl ki kızlarının dünya hayatı için iyi yetişmesini istiyor ebeveynler, aynı çabayı ahiret hayatı için de göstermeliler. Çünkü Kur’an, anne babalardan çocuklarını ruhî açıdan iyi yetiştirmelerini ısrarla istemektedir. Kur’an’da peygamberlerin çocuklarıyla münasebetlerine yer verilirken bu hususa dikkat çekilir. Hz. Nuh’un (a.s.) kâfir olmasına karşın çocuğu için çırpınışıyla alâkalı (Hud Suresi, 11:45-47), Hz. Lokman’m (a.s.) çocuğu ile konuşurken sevgi ve şefkat dolu oluşuyla ilgili (Lokman Suresi, 31:13-19.) misaller verilir.

“Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyiik bir mükâfat vardır.” (Enfal Suresi, 8:28.)

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm Suresi, 66:6.)

Bir müminin hayatı doğumla başlar; ama ölümden sonra da sonsuz bir süreçte devam eder. Zaten hayat dediğimiz zaman, bir mümin olarak sadece dünya hayatını değil, ahiret hayatını da anlıyoruz. Çünkü ikisi bir kuşun kanatları gibidir. Nasıl ki tek kanatlı bir kuş uçamaz, çocuklar da sadece bu dünya hayatına hazırlanarak huzurlu yaşayamazlar. Dolayısıyla her iki dünyaya hazırlanmaları gerekir. Öyleyse kızınızı yetiştirirken dinî hassasiyetleri olan biri olmasına özen göstermelisiniz.

”Bir bebeğin dinî yaşantısı olabilir mi?” diye düşünebilirsiniz. Elbette ki olabilir. Din, sadece mükellef olan insanları kapsamaz. Bu evreler, iç dünyaya ekilmiş tohumlardan oluşmaktadır. Küçükken teşbih çekenleri gören, ilahi dinleyenlerin arasında yetişen, Kur’an okuyan, namaz kılan ve dinî sohbetleri dinleyen bir aile ortamında bulunan bir bebek, büyüdüğünde de bu zevkleri arayacak, yaşamak isteyecektir. Bu evrede önemli olan kızınızın sizin dinî yaşantınızı gözlemleyebilmesidir; her fırsatta, her saniyede…

Helal rızık

Her fırsatta hamilelik döneminin bebek için ne kadar ö-nemli olduğunu vurguladık. Hem psikolojik hem de fizyolojik açıdan annenin yediklerinden içtiklerine, huzurlu bir ortamda bulunmasına kadar dikkat etmesi gereken şeyleri sıraladık. Peki ya manevî gelişim için bu evrede nelere özen gösterilmeli?

Tabii ki ilk olarak helal rızka. Hamile kalmadan önce kızınızın iyi huylu ve güzel ahlaklı olmasını istiyorsanız helal rızık almaya özen göstermelisiniz.

“Peygamber Efendi’miz (a.s.m.), haram lokma yiyerek büyüyüp gelişen bir insanın vücudundaki etin; ancak Cehennemle temizleneceğini” buyuruyor. (Zaman Gazetesi, Ailem Eki, sayı 74.)

Alimler de haram lokmanın insan üzerindeki olumsuz etkilerine defalarca vurgu yapmaktalar. Bu konuda güzel örneklerden biri de asrın âlimi Bediüzzaman Said Nursî’nin babasıdır. Baba Mirza Efendi, eviyle tarlanın arası uzak olduğu için hayvanlarının ağzını bağlamıştır. Bunun sebebi, hayvanların başka tarlalardan geçerken bir şey yeme ihtimalini önleme isteğidir.

Kulağa okunan ezan

Kızınız, doğduğu andan itibaren ahlak eğitimi başlamaktadır. Çünkü dünyaya geldiğinde etrafında olup bitenlerden etkilenmeye başlar. Konuşulanları hisseder.

Dinî eğitim, kulağa okunan ezanla başlar. Peygamber’i-miz (a.s.m.) torunları doğduğunda onların kulaklarına ezan okurdu. Muhakkak ki sizin kızınızın kulağına okuduğunuz ezan ona manevî bir koruma sağlayacaktır.

Peygamber’imiz ezandan sonra da bebeklerin ömürlerinin bereketli ve hayırlı geçmesi için dua ederdi. Biz de her zaman bu duayı etmeyi ihmal etmemeliyiz.

İsim vermek

“İnsanlar, kıyamet günü, anne veya babasının ismiyle yahut kendi adlarıyla çağrılacakları için onlara iyi adlar vermek gerekmektedir.” (Mansur Ali Nasif, v. 271.)

İyi adın insan üzerinde iyi tesiri olacağı açıktır. Peygamber’imiz, salihlere ait isimlerin ve güzel manası olan adların verilmesini teşvik etmiştir. Kısacası kızınıza vereceğiniz güzel bir isim ona yapılan en büyük ihsanlardan biridir.

Kurban kesmek

“Her çocuk, akîkası ile rehinlenmiştir, doğduktan sonra yedinci günü onun adına kurban kesilir, saçı tıraş edilir ve isim konur.” (Tirmizi, Edahi: 20, 1519.)

Bebek doğduğunda, Allah’ın anne babaya büyük bir hediyesi olması hasebiyle şükür olarak kurban kesilir, saçı tıraş edilerek kesilen saç ağırlınca sadaka verilir. Bu iki güzel sünnet hem bir ibadet olarak uygulanır hem de bebeklerin hakkında istenmeyen durumlara karşı Allah’a sığınma olarak yerine getirilir.

İlk öğretmenler

Elbette bu evrede 32 farzı öğretmeyeceksiniz; ama kızınızın manevî gelişimini sağlayacak birçok davranış içinde olabilirsiniz. Eğer bu evreyi es geçerseniz kızınız büyüdüğünde niye namaz kılması gerektiğini, başını örtmesinin manasım anlayamayacaktır.

Kızınız büyüdüğünde nasıl olmasını istiyorsanız evdeki atmosferi o şekilde oluşturmalısınız. Çünkü “Şunu yap, bunu yap” demek yerine, doğal ortamdaki o manevî havayı solursa zaten sizin istediğiniz gibi bir gelişime sahip olur.

İslâmî bir hayat yaşayan anne baba namaz kılar. Onların kızları da o seccadede oynar, onları taklit ederek hareketler yapmaya başlar. Eğilir, kalkar, yatar ve namaz adabını görür.

Annesiyle camiye gitmiş, sohbetlere katılmış, Kur’an dinleyerek büyümüş bir kız bebek, yetişkin olduğunda da hayatında aynı manevî tatları arayacak ve uygulayacaktır.

Üstadın da üstadı

Yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm mütefekkirlerinden biri olan Üstad Bediüzzaman, “Ben imanın cereya-nmdayım, karşımda imansızlık cereyanı var” deyip bütün ömrü boyunca manevî bir cihat yapmış ve milyonların imanının kurtuluşuna vesile olmak için çalışmıştır.

Böyle bir âlimin üstadı elbette ki merak edilir. Üstad, ilk manevî dersini veren üstadı şu sözlerle açıklamaktadır:

“İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle ben kendi şahsımda kat’î ve daima hissettiğim bu manayı beyan ediyorum:

Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem (yemin) ediyorum ki en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum validemden aldığım telkinat (telkinler, tavsiyeler) ve manevî derslerdir ki o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair (diğer) derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum. Demek bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum validemin ders ve telkinatım, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye (temel çekirdek) müşahede ediyorum (gözlemliyorum).” (Bediüzza-man Said Nursî, Lem’alar, Söz Basım Yay., s. 324.)

İlk kelime: “Allah”

Bir anne babanın kızma öğreteceği ilk kelime, “Allah” olmalıdır. Çünkü kızınız mühim bir evreye başlamaktadır. Büyüklerini dinlediğini belli ettiği gibi, kendi anladıklarını da ifade etmeye başlamıştır.

Bebekler bu evreye girdiklerinde Peygamber’imiz onlarla hususi ilgilenir, onlara şu ayeti yedi sefer okutarak öğretirdi:

“Hamd o Allah’a olsun ki O, ne bir çocuk edinmiştir ne de mülkünde bir ortağı vardır.”

Kelime-i tevhit de ilk öğrettiği kelimeler arasındadır: la ilahe illallah.

Oyun ve manevî gelişim

Oyunla manevî duyguları oluşturmak iki şekilde mümkün: Birincisi kızınızla oyun oynarken maneviyata yer verebilirsiniz; İkincisi manevî etkinlikleri oyuna dönüştürebilirsiniz.

Farz edelim ki kızınızla oyun oynuyorsunuz. Oyun esnasında “Kızım, her zaman doğruyu söylemek lazım; çünkü Allah doğru söyleyenleri sever” dediğinizde kızınız da Yara-tıcı’nın vasıflarını tanımaya başlar. “Demek ki Allah, doğru söyleyenleri sever!” Bu kavramı kızınız yavaş yavaş öğrenmeye başlar. Allah’ın kural koyucu olduğunu anlamaya başlar. Eğer oyunda bile kuralları Allah belirlerse demek ki hayattaki kurallar da Allah tarafından tespit edilmiştir. Eğer oyundaki kurallara uymazsa bir ikaz geleceğini düşünecektir.

Diyelim ki namaz kılmayı öğreteceksiniz. Onu da oyun haline getirebilirsiniz. Hem eğlenerek hem de severek öğrenmesini sağlayabilirsiniz.

Seccadeniz, kızınızın oyun alanı olsun. Namaz kılarken sırtınıza çıksın. Sizinle ilgilensin, size bir şey desin. Kızmayın. Allah Resulü torunlarını namaz esnasında hiç rahatsız etmemiştir.

Ama anne babalar ne yapıyor; “Kızım, seccadenin önünde durma!”, “Namaz kılanın önünden geçilmez.”, “Namaz kılman odaya girilmez.” Bu cümleleri duyan bebek, namazı sevebilir mi? Namaz ebeveynle arasını açan bir davranış gibi kalır.

Küçükken ibadetlere dair zihninde kalan anılar, sevimli değilse büyüdüğünde de “Hadi kızım namaz kıl” dediğinizde, bu ibadeti yapmasını bekleyemezsiniz.

Diyelim ki kızınız suyla oynamak istiyor, tamam, deyin ve onunla abdest alm. Zaten sizi izlerken bir kamera gibi kayıt alıyor. “Abdest alalım” dediğinizde, hemen ağzına, burnuna su verecektir. Sonra da “Ben abdest aldım” diye sevinecektir.

Bu evrede her şeyi oyun gibi algılayan kızınıza mutlaka ibadetleri de oyun gibi sevdirin.

Kızlar, henüz annelerinin karnındayken ilk olarak beyinlerinin sol tarafı gelişir. Erkeklerde ise sağ taraf gelişir.

Sol taraf, kız çocukların yazı yazmada ve konuşma konusunda başarılı olmalarını sağlar. Kızlar erkeklere göre daha çabuk ve uzun cümlelerle konuşmaya başlarlar.

Erkek çocuklara oranla 2 kat daha fazla konuşurlar.

Kız çocuklar, erkeklere oranla daha fazla sosyal olurlar.

Dikkat edin kız bebekler ilk haftalarda hemen gülümsemeyi bilirler. Erkekler ise daha asık suratlıdırlar.

Kız çocuklar, hayal kurmayı severler.

Ayrıca erkek çocuklara oranla hastalıklara daha dayanıklıdırlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir