3-6 Yaş Manevi Gelişim

Tarafından   28 Nisan 2014

images3-6 Yaş Manevi Gelişim,İnsanoğlunun zihninden günde 70 bin düşünce geçtiği ortaya konmuştur. İnsan, Rabb’inin kendisine ihsan etmiş olduğu düşünce yeteneğini O’nun rızasını kazanmak için kullanmalıdır. Bunu yerine getiren kişilerin maneviyatı gelişir.

Kızınızın dünya hayatında mutlu ve başarılı olması için elinizden geleni yapacağınıza kuşku yok. Onun bu başarıyı Allah’ın rızasına uygun biçimde elde etmesini sağlarsanız manevî açıdan huzurlu bir kız çocuğu yetiştirmiş olursunuz.

Zaten anne babaların bir görevi de çocuklarının zihinlerindeki düşünceleri Allah’ın rızasını kazanmaya sevk edecek şekilde yönlendirmektir.

Özellikle dinî hassasiyete sahip insanlar için en önemli konu, çocuklarının manevî gelişimidir. Allahu Teala’nm onların içine yerleştirdiği iman tohumlarının filizlenip yeşermesi, büyümesi; anne babaların sorumluluğundadır. Çünkü çocuklar, bunu yalnız başlarına gerçekleştirebilecek bilinçte değillerdir. Anne ve baba tarafından sulanması, toprağının yenilenmesi, temiz hava almasının ve güneş görmesinin sağlanması gerekiyor ki o imanın tohumları yeşerip bir fidan, bir ağaç, sonunda da koca bir çınar olsun ve o ağacın dalları, meyveleri, çocukların iç dünyasını sarsın…

Rabb’imiz her insana kendi varlığını ve birliğini anlayabilecek idrak ve akıl yeteneği yerleştirmiştir. Kimi insanlar bunu başarır, kimileri ise başaramaz. Maneviyatları gelişmiş insanlar, ahiret hayatının gerekliliklerini çok iyi yerine getirirler. Manevî kavramlarla düşünme yeteneklerini geliştirirler. Yani “Hangi ameli yapsam daha fazla sevap kazanırım?”, “Allahu Teala’nm rızasını kazanmak için neler yapabilirim?” tarzında düşüncelere sahiptirler.

Bu düşünce tarzı bu evrede kazandırılmalıdır. Çünkü kızınız artık sorumluluk almaya hazırdır. Yemeğini kendisi yiyebilir, oyuncaklarını toplayabilir, tuvaletini yapabilir… Bundan böyle manevî açıdan da mesuliyetlerinin neler olduğunu fark edebilir. Namaz kılmak, oruç tutmak, Allah’ın varlığını bilmek gibi dinî sorumluluklarını öğrenebileceği bir döneme girmiştir.

Bu evrede kızınıza sigaranın zararlarını hem görsel hem de sözel olarak anlatırsanız, hayatı boyunca sigara içmez. Fakat 6 yaşından sonra aynı anlatım tarzını kullansanız da o kadar etkili olmaz. Yine sigaranın zararlarını bilebilir; ama yetişkin olduğunda bu alışkanlığı kazanabilir. Deneyle ispatlanan bu sonuçla anlıyoruz ki din eğitimi bu evrede ihmal edilmemeli. Hem görsel hem de sözel eğitimin ahlak üzerindeki etkisi göz ardı edilemez.

Allah’ın varlığını anlatın

Kız çocukları, bu evrede, henüz soyut varlıkları anlayabilecek düşünce yeteneğini kazanmamıştır. Bu yüzden onlara Allah ın varlığını anlatmak zordur. Fakat imkânsız değildir.

Allah’ın varlığını anlatırken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Çocuklar, görmedikleri, duymadıkları, dokunmadıkları, kokusunu almadıkları varlıkları zihinlerinde canlandıramazlar. Eğer onlara Allah’ın varlığım, vasıflarını anlatmak istiyorsanız somut araçların yardımına başvurmalısınız.

Allah’ı anlatmanın en güzel yolu

Bu evrede kızınız her şeyi merak eder. Her şey hakkında soru sorar. Etraftan veya sizden duyduğu sözler sayesinde, Allah’ın varlığıyla ilgili düşünmeye başlar. Hatta bazen anlamsız, hiç akla gelmeyecek, sizin için çok saçma olan sorular sorabilir.

Diyelim ki “Allah, çok büyük” diye Allah’ı tanıtıyorsunuz. Bunu öğrettiğinizde şu tarz sorularla karşılaşırsanız şaşırmayın: “Allah’ın boyu şu apartman kadar mı? , Ağaçlar gibi büyük mü?”, “Biz niye O’nu göremiyoruz?”, “O’nun çocukları var mı?”, “Allah nerede?”…

Kızınız sorduğu bu sorularla sadece Allah m varlığını somut olaylarla kıyaslayarak öğrenmeye çabalıyor. Ona bu mukayeselerden dolayı kızmayın. Hele bu soruların günah olduğunu düşünüp onu itham etmeyin. Çünkü bu sorular olmazsa Allah’ı tanıyamaz. Önemli olan sizin onu soru sormaya teşvik etmenizdir. Zira bir şeyi öğretmenin en güzel yolu kızınızın da o konuyla ilgileniyor olmasıdır.

Her soru için de kısa ve doğru bilgilerle gerçeği anlatmalısınız. Eğer çok uzun ve detaylı açıklamalarda bulunursanız henüz karmaşık izahları anlayabilecek kapasitede olmadığı için zihnini bulandırmış olursunuz.

AYÇA’NIN ALLAH TASVİRİ

Ayça Hanım dört yaşındayken Allah’ı ilk olarak nasıl düşündüğünü anlatıyor:

“Ailemden Allah’ın bizi görebileceğini, ama bizim O nu göremeyeceğimizi ve çok büyük bir varlık olduğunu duymuştum. Odamın penceresinden bakınca karşıda kocaman bir ağaç vardı. O yaşta benim için en büyük şey, o ağaç idi. A-ğacın iri dalları, yaprakları ve meyveleri vardı. O ağaç uzaktan bana o kadar büyük gelirdi ki sanki arkasında kocaman bir insan duruyor zannederdim. İşte ağacın arkasında duran kişinin de Allah olabileceğini düşünürdüm ve onu saatlerce camdan seyrederdim.”

Bu evrede bu benzetme çok normal. Çünkü çocuklar, her şeyi beş duyu organıyla algılarlar. Anne babalar bu konuda dikkatli olmalı, çocuklarını böyle düşündükleri için kınama-malı, korkutmamalı ve en önemlisi dalga geçmemeliler. Sadece açıklamalarda bulunmalılar:

“Kızım, Allah’ı kimseye benzetemeyiz, biz onu görerek ve duyarak ilişki kuramayız. Ama onun yaptıklarına bakarak O’nun varlığını biliriz.”

Allah’ın varlığını yarattığı mevcudatı göstererek anlatabilirsiniz. Bunu yaparken kızınızı alıp bir marangoza götürebilirsiniz. Bir masanın, sandalyenin yapılışını ona gösterip şu açıklamayı yapmanız yeterli olacaktır:

“Kızım, bak, bu masa, marangoz tarafından yapıldı. Ama marangoz yaptığı masaya benziyor mu? Hayır, işte Allah da bizi yarattı. O da bize benzemiyor.”

Yaratıcıyla korkutmayın

Bu evrede korkular ön plandadır. Kızınız henüz suç, günah gibi kavramları anlamayacak kadar küçüktür. O yüzden ona herhangi bir şey yaptırmak istediğinizde korkudan faydalanmayın. Bilhassa Allah’ı korkunç bir varlık gibi göstermeyin. Kızınız, Allah’ın varlığını tanımıyor. Siz ne derseniz, nasıl anlatırsanız Allah’ı öyle öğrenir.

“Yalan söylersen Allah seni taş yapar”, “Yemek yemezsen Allah seni ateşe atar”, “Çok ses çıkarırsan Allah seni sevmez” şeklindeki korku yöntemiyle büyüyen kız çocukları, hangi davranışı yaparsa yapsın Allah tarafından yakılacağını ve O’nun hiç sevilmeyen bir varlık olduğunu öğrenir. Siz ona yalan söyletmemeye çalışırken, Allah’ı sevmemesine; hatta O’na bir daha yaklaşmayacak şekilde uzaklaşmasına sebep olursunuz.

SONGÜL’ÜN BİLİNÇALTINDAKİ YARATICI

Songül’ü ailesi getirmişti. Gelen her çocuğa ve yetişkine çevresiyle ilişkilerinin nasıl olduğunu sorduğum gibi Yaratı-d’yla olan bağlarını, iletişimlerini de sorarım. Songül’e de aynısını yaptım. Bu soruyu ona sorduğumda yüz ifadesi bir anda değişti. Çünkü bu sualden çok rahatsız olmuştu. Biraz bozuldu. Aldığım cevap, mimiklerinden daha da ilginçti.

– Çok iyi değil, dedi.

Nedenini sorduğumda:

– Bilmiyorum; ama içimde O’na karşı iyi duygular beslemiyorum, dedi.

Bu cevap beni çok şaşırtmıştı. Şaşkınlığımın sebeplerinden biri, ailesinin dindar olmasıydı. İkincisi ise iç dünyasında Allah’la ilgili olumsuz duygular olduğunun farkında oluşuydu. Ancak Songül bunun sebebini bilmiyordu. “Ben dua ettim, Allah, duamı kabul etmedi” veya “Yüksek not istedim; ama sınavdan düşük aldım” gibi somut sebeplere dayanmıyordu soğukluğu.

Eğer Songül’ün içine Yaratıcısı’yla ilgili yerleşmiş olan o-lumsuz duygular silinmezse ilerde dinden, dindar insanlardan, kısacası Allah’la ilgili her şeyden uzaklaşmayı tercih edebilirdi.

Olumsuz duyguların oluşmasına sebep olan söylem ve eylemleri bulmak zor olmadı. Songül’ün annesi, fazla koruyucu, kızının üzerine fazlaca düşen biriydi. Çocukken de ona zorla yemek yedirmeye, uyutmaya, üzerini giydirmeye çalışmıştı. Bu zorlamayı yaparken de şunları söylüyordu. “Yemek yemezsen Allah seni taş yapar.

Tabağında lokma bırakırsan Allah sana kızar!

Benim sözümü dinlemezsen Allah seni cezalandırır.

Songül, bu sözleri duya duya Allah’la arasında bir bağ kuramamış ve O’ndan uzaklaşma yoluna gitmişti.

Anne, kızına istediklerini yaptırabilmek için kendinden daha üstün olan bir varlığı kullanmak istiyor ve onu Allah’la korkutuyordu.

Oysa iki kaşık daha fazla yese ne olur yemese ne olur. Yarım gram daha kilo alsın derken dinden, imandan olacak çocuk.

Bu negatif duygularla beslenen Songül, Allah, kelimesini bile duymak istemiyordu.

Çocukta, Allah sevgisinin var edilmesi lazım. O sevgi yerleştikten sonra zaten Rahim olan Allah’ın sevgisini kaybetmemek için elinden geleni yapmaya çalışacaktır.

Allah’ı sevdirin

Peygamber’imiz (a.s.m.) “Allah’ı, Allah’ın kullarına sevdirin ki Allah da sizi sevsin” buyurur. (Ali Muttaki, Kenzü’l-Ümme, 15:777; Fethullah Gülen, Çocuk Terbiyesi, s. 117.)

Birçok âlim, İslam eğitim sisteminin sevgiye dayalı olduğunu söyler. Kızınıza bir şey öğretirken bu evrenin özelliği olan sevgiye meyli esas almalısınız. Çünkü kız çocukları öncelikle sevgi duygusunu ve bağlanmayı yoğun olarak yaşarlar. Kız çocuğunun fıtratında sevgiye meyil vardır. O zaman Allah’ı tanıtırken Allah sevgisi ön planda olmalıdır.

Dışarı çıktığınızda gördüğünüz hayvanları, bitkileri, kızınıza anlatırken hepsini Allah’ın bize hediye olarak gönderdiğini söyleyebilirsiniz.

Farz edelim ki kızınız çok acıktı ve yemek yemek için sabırsızlanıyor. Hemen bu ihtiyaç anını değerlendirin ve kızınızla bunun üzerinde konuşun:

“İyi ki Allah bizi çok seviyor, karnımız açken bize yemek gönderiyor. Ya bize yemek göndermeseydi hep aç kalsaydık! Ama O, bize değer veriyor ve aç kalmamızı istemiyor, o yüzden de bize birçok yemek gönderiyor…”

İneği göstererek sütünden faydalandığımızı, balığı göstererek etini yiyerek beslendiğimizi, meyveleri tanıtarak sağlığımız için ne kadar gerekli olduklarını aynı zamanda onları yemekten ne kadar büyük zevk aldığımızı anlatın. Bütün bu nimetlerin bizi seven Yaratıcı tarafından verildiğini bilmek kızınız dâhil, herkesin hoşlandığı bir haldir.

Birlikte geceyi, gündüzü, yıldızları, kuşları seyredin. Bütün bu varlıkları Allah’ın bize gönderdiğini, bizim için yarattığını anlatın.

Bunları yaparken yine zihninin anlayabileceği örneklerle yol gösterici olun. “Nasıl ki karanlık bir odayı evimizdeki lambayla aydınlatıyorsak güneş de bütün dünyayı gecenin karanlığından aydınlığa kavuşturuyor. Allah bizi çok sevdiği için karanlıkta bırakmıyor” deyin.

Allah koruyucudur

Kızınıza Allah’a güvenmeyi, O’na itimat etmeyi öğretmek istiyorsunuz. Kızınız Allah’ın kendisini önemsediğini, dualarına cevap verdiğini anlayabilir.

Kız çocukları, bu evrede, çok fazla hareket ettikleri için sıklıkla düşebilirler. Diyelim herhangi bir uzvunu çarpıp ağlamaya başladı ve sizden yardım istedi. Bu, Allah’ın şefkatli olduğunu göstermek için iyi bir fırsattır. Kızınıza dua okuyacağınızı ve yavaş yavaş bu acının geçeceğini söyleyin. Dua okurken onun acıyan uzvunu öpün, aynı zamanda tıbbî olarak uygulanması gereken bir tedavi varsa yapın; merhem sürmek gibi. Acısı dindiğinde ise onunla konuşun: “Allah, seni çok seviyor, senin acının dinmesi için dua ettik ve acın geçti. Allah duamızı kabul etti!”

İlla bu tarz bir olayın onun başına gelmesi gerekmez. Sizin bir yeriniz ağrıdığında da aynı uygulamayı yapabilirsiniz. Bu sefer de dua etme sırası ona geçer.

“Kızım, Allah çocukların duasını kabul eder. Allah çocukları çok sever. Benim başımdaki ağrının geçmesi için dua eder misin?” diye ona sorun. O dua ederken aynı zamanda siz de ilaç alm. Böylece hem fiilî olarak hem de el açarak yapılan duanın kabul olduğunu görecektir. Sonra da kızınızın duasıyla iyileştiğinizi söyleyin ve mükâfat olarak da onu öpüp teşekkür edin. Böylece Allah tarafından korunduğunu, Allah’ın şefkatli olduğunu, hastalıkları geçirdiğini, dualara cevap verdiğini, insanları önemsediğini öğrenir. Allah’a güvenmenin ne demek olduğunu anlar.

Allah, sevap verir

Kızınıza, her yaptığı ibadetin bir karşılığı olduğunu ve sevap kazanacağını anlatın. Her türlü iyi ve güzel davranışı için “Bu Allah’ın en çok sevdiği davranıştır” ifadesiyle onu övün. Yaşıtlarına yardım ettiğinde, bu fırsatı değerlendirin ve şöyle söyleyin:

“Allah bu yardımından dolayı seni çok seviyor, sana sevap yazıyor.” Sevaplarının karşılığını Cennette göreceğinden bahsedin. Cenneti anlatırken de onun anlayabileceği bir ortam olarak tanıtın. En çok hangi meyveyi seviyorsa, ne Çeşit yiyeceklerden hoşlanıyorsa Cennette onlardan bolca bulunduğunu ifade edin. Oranın güzelliklerini tasvir edin.

İbadete teşvik

Peygamber Efendi’mizin (a.s.m.) “Sevdirin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın; ama zorlaştırmayın” prensibi, herkesin düsturu olmalı. Bu prensip gereği kızınıza ibadetleri âdeta bir oyunmuş gibi sevdirmelisiniz. Vazifelerini sevgiyle, neşeyle yapmalı.

Diyelim ki Ramazan ayındasmız. Bu evrede sahura kaldırabilir, iftar sofralarında sizinle birlikte yemek yemesini sağlayabilirsiniz. Yaşma göre de oruç zamanını ayarlayabilirsiniz. Sabah kahvaltısıîTa, öğle yemeğine, ikindiye kadar oruç tutmaya teşvik edebilirsiniz. Her oruç için de bir sevap hediyesi verebilirsiniz: saç tokası, çorap, oyuncak, şekerleme, çikolata…

KIZIM ELİF’İN ORUCU

Kızımız 4-5 yaşlarında idi. Ramazan ayında bazı geceler bizimle birlikte sahura kalkıyordu. Sofra kuruluyor, hep birlikte oturup sahur yapıyorduk. Yemek esnasında ona Ramazan ayı ve oruçla ilgili bilgiler veriyor, isterse uyanana kadar bizimle birlikte oruç tutabileceğini söylüyorduk.

Bu; büyüklerimizin çocuklara orucu sevdirmek adına uyguladıkları çok güzel bir yöntem. Öğlene kadar, uyanana kadar veya yemek yiyene kadar oruç tutmak… Bu şekilde kızımız bizimle o hissi, o maneviyatı paylaşıyordu. Elbette ki bu, zorlama olmaksızın uygulanmalı. Bazı geceler kızımın uykusu çok ağır oluyor, kalkmak istemiyor; ama gözünü açıyordu. Kendisine bir bardak su veya süt getiriyor, içirdikten sonra ışığını kapatıp uyumasına izin veriyor, zorlamıyorduk. Nihayet büyüdüğünde oruç tutmak ve namaz kılmak gibi vazifelerini yerini getirirken hiç sıkıntı yaşamadı.

Namazdan soğutmayın

Peygamber’imiz (a.s.m.), kızı Hz. Zeynep’ten olan kız torunu Ümame’yi çok sever, onu omzuna alır, gezdirirdi. Bir gün Ümame yine onun omzundayken mescide girdi. 4-5 yaşlarında olan Ümame’yi omzundan indirmeden namaza başladı. Secdeye gittiğinde onu indiriyor, kalktığında ise yine omzuna alıyordu.

Oysa şimdi anne babalar çocukları seccadenin önüne geçti diye azarlayabiliyorlar. Hatta bazen “Namaz kılanın önünde durulmaz” diye seccadeden ve kendilerinden uzaklaştırıyorlar. Namaz kılarken çocukları yanlarına gelmesin diye çabalayan anne babalar da cabası. Bu şekilde çocuk namazla nasıl bir bağ kurabilir? Tabii ki kuramaz.

Namaz esnasında onun size dokunmasına, tutunmasına izin vermezseniz kızınız namazı, sizinle arasını açan bir unsur olarak görür. Peygamber modeli çok aşikâr. Siz de kızlarınızla eğilin ve doğrulun.

Ramazan ayı

Allah’ın varlığım anlatabilmek, namazı sevdirebilmek, orucu tanıtmak için en güzel zaman Ramazan ayıdır. Çocukluk anılarının en güzel günleridir onlar.

Bu evrede kız çocukları gözlemlerler ve gördüklerini uygularlar. Büyüklerini ibadet ederken gören kız çocuklar, kendileri de yapılanları taklit ederler. Ebeveynler unutmamalı ki din konusunda nasihat vermekten çok yaşayarak göstermek, en etkili yoldur.

Bu ayda, Allah’ı, dini, camiyi, ibadetleri, Kur’an’ı sevdirebilecek çok güzel bir ortam vardır.

5 Kızınızın, orucun hazzını yaşamasına izin ve-Bu evreden maksat o heyecanı hissetmesine olanak tanımaktır. “Daha çok küçük, bunu yapamaz” demeyin. Çünkü her kız çocuğu kendi yaşına göre; hatta haftanın birkaç günü olmak üzere öğlene kadar oruç tutabilir.

Mukabele dinlemesi için camiye götürün. Teravihleri özel zamanlara dönüştürün.

Sahur yemeklerini, iftar sofralarını unutulmaz birer hatıraya çevirin. Ramazan ayının getirdiği özel mönüleri tatmasına ortam hazırlayın. Ramazan’a özel lokumlar, tatlılar, güllaçlar…

Ramazan boyunca sadece Ramazanla ilgili görüntüleri, programlan izletin, Peygamber’imizin hayatını dinletin.

Kızınızın iç dünyasında harikulade manevî hislerin oluşmasını sağlayın. Çünkü büyüdüğünde o duyguları, o anların hazzını çocukluk evresindeki gibi hissetmesini sağlayacak şey bu evrede yaşadıklarıdır.

SULTAN HANIM’IN KIZININ ŞİKÂYETİ

Merkezimize bazı şikâyetleri sebebiyle başvuran dört çocuk (en büyük kızı 32, en küçük kızı 18 yaşında) annesi Sul

tan Hanım, İslâmî değerleri yeni öğrenmeye başlamıştı. İslamiyet’i gerçek manada yaşamaya gayret ediyordu. 25 yaşındaki kızını da teşvik etmeye çabalıyordu.

Görüşme esnasında annesiyle birlikte bulunan bu genç bayan durumdan şikâyetçi olduğunu söylemişti.

Bu genç hanım, 25 yaşına kadar herhangi bir manevî duygu hissetmemiş, görmemiş ve yaşamamıştı. Birden bire bu yaşta annesinin telkinleriyle karşı karşıya kalınca kendisini müthiş bir baskı altında bulmuştu. Çünkü anne, devamlı olarak “Oruç tut, namaz kıl!” gibi telkinlerde bulunuyordu.

Annenin geçmişteki hatalarını telafiye yönelik aceleci ve müdahaleci tavrı ne yazık ki tepkiye yol açmış; zaten zayıf olan dinî duyguların iyiden iyiye azalmasına neden olmuştu.

Sultan Hanımla gerçekleştirdiğimiz terapi sürecinin bir aşamasında kızıyla ilgili diyaloğuna da değindik. Bu yaşa gelmiş birinin iradesine karışmasının ve onu yönlendirmeye çalışmasının zor olduğunu; elbette kızıyla bazı paylaşımları olacağını; ancak bunu sıkmadan, nefret ettirmeden ve aceleci olmayan bir tavırla, ilişkilerine zarar vermeyecek bir şekilde yapması gerektiğini anlattık…

 Davranışlar alışkanlıklara, alışkanlıklar kişiliğe, kişilik ise yazgıya dönüşür.

Teravihe götürün

Ramazanda kızınızı camiye götürün. Teravihe gelen insanları görsün. O kalabalıkla muhatap olsun. Şuur altma bu görüntüler yerleşsin. Caminin akustiğinde hocanın Kur’an okuyuşunu dinlesin. Teravih boyunca sıkılmaması için yanınızda oyuncak götürün, selam verdiğinizde de onu sıkıca sarıp öpün.

Bayramlar, unutulmaz anlardır

Bayramları diğer günlerden farklı kılın. O günleri özel hale getirin. O günler ne kadar güzel geçerse kız çocukları da o kadar mutlu olur. Bu sevinçli günleri insanlara hediye

eden Rabb’in de o derece sevilmesini sağlarsınız. Böylece bayramlar kızınızın şuur altında unutulmaz hatıralar olarak kalır.

Kızınızın nelerden hoşlandığını ve nelere sevineceğini siz daha iyi bilirsiniz. Kızınızı mutlu eden şeyleri, bayramlarda yaparsanız o günleri hayatı boyunca unutmaz.

Bayram hediyeleri

Bayram hediyeleri hazırlayın. Kızınız neyi seviyorsa bayramda alın. Hediyeyi verirken de “Bugün bayram, bu da bayram hediyen” diye hatırlatmada bulunun.

Bayramlıklar, kız çocuklarını en çok sevindiren unsurlardan biridir. Daha önceden bayramda kıyafet almak üzere harçlık biriktirmesine yardım edin. Bayramlığını da kızınızın biriktirdikleriyle satın alın.

Bayram yemekleri

Kızınızın, arefe gününün telaşını sizinle beraber yaşamasına müsaade edin. Özel bayram yemekleri yaparken onun da size yardım etmesini isteyin. Baklava açıyorsanız un dökmesine, yufkaların arasına yağ sürmesine, hatta minik bir oklavayla hamur açmasına izin verin. Dolma sarmasına, şekerlemeleri yemesine müsaade edin. Bütün bu telaşın sebebiyle ilgili konuşun. Tüm yemekleri ve tatlıları bayramda gelecek misafirler için yaptığınızı anlatın. Size yardım ettiği için de teşekkür etmeyi ihmal etmeyin. Misafirler hazırladığınız yemekleri yerken onlara kızınızın size yardım ettiğini, yemeklerin lezzetli olmasında onun payının olduğunu açıklayın.

Baskıdan uzak durun

Bu evrede kızınızı oruç tutması, namaz kılması için zorlayıp baskı yaparsanız olumsuz duygular edinir. Bu vazifelere karşı soğukluk hisseder. Böylece kızınızı dindar yetiştirmek isterken tam aksine dinî değerlerden uzaklaştırırsınız.

Onları dine karşı, ileride sorumlu olacak davranışlardan ürkütmeyin, onları sıkmayın. Her şeyi sevdirin.

NE DÜNYAYI NE DE AHİRETİ UMURSUYORDU

Aslı’nın sorunu kendisine söylenenleri duymazlıktan gelmesiydi. Anne-babasının hiçbir sözüne aldırış etmiyordu.

Anne-babası, çocukluk döneminde, onu iyi yetiştirmek için hareketlerine müdahale ediyor, hataları giderirken sürekli uyarıda bulunuyorlardı. Bu tekrarlar o kadar fazla oluyordu ki Aslı’nın kulakları artık işitmez olmuştu. O işitmedikçe ailesi, uyarıların dozunu artıyordu. En sonunda, hakarete; hatta şiddete varan tutumlara başvurmuşlardı.

Aslı da yine tepki yoktu. Çünkü anne-babasının yersiz tutumları, onun hem kalbini hem de kulaklarını nasırlaştırmıştı. Üstelik herkese karşı bu duyarsızlığı göstermeye başlamıştı.

Bu durum, Aslı’nın Yaratıcısı’yla olan ilişkilerine de yansımıştı.

Ona demiştim ki:

“Bak, Allahu Teala seni görüyor. Yaptığın davranışlar, O’nu memnun etmez!”

18 yaşındaki bir genç kızın böyle bir ifade karşısında vereceği tepki hissizlik olamazdı; ama Aslı’nın ne dünya ne de ahiret umurunda değildi…

Çok söylenerek çocuklarınızı duyarsızlaştırmayın!..

Beş duyuyu kullanın

Kızınızı manevî açıdan geliştirmek için beş duyuyu kullanın. Bu duyuların çalışmasına izin vermez, beynine bu verilerin yerleşmesine olanak tanımazsanız kızınızın manevî gelişimi noksan kalır. Onun beynine Kabe’nin, camilerin, cemaatlerin, namaz kılan insanların görüntülerini yollayın. Yani İslâmî yaşamı görebileceği, manevî huzuru hissedebileceği görüntüler izletin.

Evde dinî sohbetler yapın, ezanı birlikte dinleyip dua e-din, Cuma günleri salâ vaktinde bir bayram havası estirin, ilahiler söyleyin…

Mevlitlerde ikram edilen akide şekerlerini yedirin, bayramlarda çikolatanın tadını, baklavaların şerbetini, Rama-zan’da güllacın lezzetini fark ettirin.

Miskler, gül suları, cami ortamındaki güzel kokuları koklamasına yardım edin.

Din eğitimi veren kurumlar

4 yaşından itibaren okul öncesi eğitime hazır olan kız çocuklarının din eğitimini de sistematik olarak almaları gerekir. Okul öncesi eğitimin faydalarını daha önceki bölümlerde anlatmıştık. Bu yararların yanında, eğer bu kurumlarda millî ve manevî değerlere dikkat ediliyorsa kızınız aynı zamanda değerler eğitimi de almış olacaktır.

Erkeklerle, kız çocuklarının öğrenme biçimleri birbirinden farklıdır.

Kız çocuklar, daha çok iyi aydınlatılmış ortamlarda, masa başında çalışmayı tercih ediyorlar. Ayrıca daha düzenli olmak istiyorlar.

Erkek çocuklarsa sesli ortamları seviyor, hatta ders çalışırken müzik dinlemek istiyorlar.

Kız çocuklar, tek başlarına çalışmayı tercih ediyorlar. Erkeklerse grup çalışmalarında başarılı oluyorlar.

Kız öğrenciler, genellikle akşam saatlerinde ders çalışmayı seviyorlar.

Kız çocukları, erkeklere göre daha yüksek notlar alıyor ve sözelde daha başarılı oluyorlar.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir