Bir Mikropla Mücadelenin Sosyal Boyutu Beta Hastalığı Kimin Sorunu

Tarafından   18 Nisan 2014

imagesBir Mikropla Mücadelenin Sosyal Boyutu Beta Hastalığı Kimin Sorunu

Türkiye’de yaşamanın kurullarından biridir: alışmak ve kanıksamak. Sorunlar iyice büyüyüp dayanılmaz bir hal aldığında sesler biraz yükselir gibi olursa da çözüm çoğu kez sorunu yaşayanların bilinçli katkılarından uzakta ve ağır bedeller ödenerek gelir.

Bizlerin sorun çözme yöntemi biraz hazırlopçu bir yaklaşıma dayanır. Ya güçlü bir yönetimden bekleriz çözümü ya da gelişmiş top-lumlardan aktaracağımız modellere bel bağlarız. İyi ama bu gelişmiş toplumlar daha önce hiç karşılaşmadıkları bir sorunla yüz yüze geldiklerinde ne yapıyor? Onların çözümleri yerine, çözüm bulma yöntemlerini model alsak, daha doğru olmaz mı?

1990’ların başında, ABD’de her yıl yaklaşık 12.000 bebek, “Beta” adıyla bildiğimiz hastalıktan, doktorlar gibi söyleyecek olursak, “B grubu streptokoklar” yüzünden ölüyordu. Bu son derece önemli bir sağlık sorunuydu, ancak tüm toplum ve kurumlar tarafından ciddiye alınıp mücadele edilmesi için öncelikle birilerinin bu soruna sahip çıkması gerekiyordu. Kim sahip çıktı dersiniz? Tabii ki bu sorunu en yakıcı biçimde yaşayanlar. Yani doyamadıkları bebeklerini yitirenler, hastalık dolayısıyla acılı, tedirgin, zor günler geçirenler… Yani ateşin düştüğü yerdekiler; hastalıktan etkilenen çocukların ana babaları…

B Grubu Sterptokoklar (GBS) gerçeğiyle tanınmış ana babalar 1990 yılında bir araya gelerek Grup B Strep Birliği’ni kurdular. Onlar bu hastalığı her nasılsa kendilerinin kapısını çalmış bir acı tesadüf gibi kabullenmeyip bir toplumsal sorun olarak görüyordu. Amaç, kendi deneyimlerini diğer insanlara da aktararak hastalıkla köklü ve kalıcı bir mücadeleydi…

1992 yılında gelindiğinde, Grup B Strep Birliği, ABD’nin büyük kentlerinde şubeler açmış, giderek daha çok ses getiren etkinlikler düzenlemeye başlamıştı. Aynı yıl Birlik, tüm gebe kadınları GBS taramasına çağırdı. Böylece B Grubu Streptokoklar çok daha az ailenin üzüntü kaynağı olabilirdi…

Grup B Strep Birliği’nin bu çağrısı yankı bulmakta gecikmedi. İlginçtir, ilk ses ilk bakışta konuyla çok da ilgili görünmeyen bir kuruluştan, Amerikan Mahkeme Avukatları Birliği’nden geldi. Mahkeme Avukatları Birliği gebe kadınlarda doğum öncesi mikrobik inceleme yapılması önerisini destekledi; bunun bir toplumsal yükümlülük ve aileler açısından da bir hak olduğunu vurguladı…

Grup B Strep Birliği’nin yuvarladığı kartopu giderek büyüyordu. Mahkeme Avukatları Birliği’nin açıklamasından birkaç ay sonra, bu kez Amerikan Çocuk Doktorlar Birliği gebeliğin son dönemindeki kadınların GBS taramasına tabi tutulmasıyla hastalığın çocuklara bulaşmasının engellenebileceğini belirterek bir dizi önlem sıraladı. Amerikan Kadın Doğum Hastalıkları Uzmanları Birliği de bu açıdan riskli gebeleri tanımlayarak olası tedavi seçeneklerini sıraladı.

Konu kamuoyunun gündemine iyice yerleşmişti. Amerikan Mahkeme Avukatları Birliği, bu kez konuya farklı bir açıdan yaklaştı ve bu açıdan riskli gebelerde gerekli incelemeyi yapmayan doktorların, çocukların ileride sağlık sorunları yaşaması durumunda, hukuken ve tıbben sorumlu tutulup tutulamayacağı sorusunu ortaya attı. Tıp çevreleri bunun doğru olmayacağını savunurken bu kez de bu tarama işleminin maliyetini ailelerin mi devletin mi karşılaması gerektiği yolunda bir tartışma başladı. Sonuçta gelinen nokta, tüm gebeler açısından bu taramayı yapmanın fazlaca maliye -ı i olacağı, ancak risk gruplarının mutlaka taramadan geçirilmesi gerektiği oldu. Ulusal bir politikanın belirlenememesinden rol oynayan etkenlerden biri de GBS enfeksiyonu açısından riskli grupların ABD’nin farklı bölgelerinde çok farklı oranlarda bulunmasıydı…

Bugün elbette ABD’de Beta hastalığı ortadan kalkmış filan değil. Ancak bu hastalıkla çok daha etkili bir biçimde mücadele ediliyor. Beta’dan etkilenen çocukların ana babalarının çabaları sayesinde doktorlar da, ana babalar da, yöneticiler de artık konuyla ilgili çok daha bilgili ve özenliler. Bu durumun olumlu neticeleri her geçen yıl artarak alınıyor. Yaşananlar son derece profesyonel uzmanlaşmış kurumlara sahip ABD gibi örgütlü bir toplumda bile tek tek bireylerin kendi inisiyatifleriyle yapabilecekleri çok şey olduğunu gösteriyor.

Şimdi dönelim ülkemize. Acaba kaçımız, ülkemizde çok yaygın olarak rastlanılan ve ileri yaşlarda kalp hastalıklara da yol açan bu mikropla ilgili olarak “yaramaz, yine bademciklerini üşüttün. Artık sana dondurma yok” yaklaşımını aşan bir bilince sahibiz. Hangimizin aklına bir mikropla mücadelenin bu tür sosyal boyutları olabileceği gelir? Evet, ülkemizde iyi işleyen, sorumluluklarının bilincinde, gerçekten profesyonel kurumların sayısı çok az. Ama inanın, ana babalar seslerini yükseltmedikçe, bir araya gelip örgütlenmedikçe kolay kolay da artmayacak.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir