Çocuklara Zeka Testi

Tarafından   18 Nisan 2014

indirÇocuklara Zeka Testi ,Neden ve Nasıl Yapılmalı? Kim Yapmalı? ZEKA TESTLERİ Çocukların zekasıyla ilgili kuşkulara ya da büyük beklentilere kapılmayan ana baba yok gibidir. Bir zeka testi yaptırıp ‘sonucu’ öğrenmek fikri hepimizi yoklar durur.

Oysa çocukların zekalarının ölçülmesi için,ana baba merakının ötesinde nedenler olmalıdır. Zekanın ve zeka testlerinin ne anlama geldiğini bilmeden çocuklarını ‘ölçtürmeyi’ düşünen ana babaların, belki de önce kendi zekalarıyla ilgili bir testten geçmesine yarar var! İyisi mi bu yazıyı okuduktan sonra, çocuklarınızın zekasıyla ilgili endişe ve beklentilerinizi tekrar değerlendirin.

Zeka Nedir?

Zeka konusunda karşımıza çıkan ilk büyük sorun budur. Gerçekten de zekanın ne olduğu konusunda herkesin kabul ettiği bir genel tarif yoktur. Üzerinde en çok anlaşılan tarif; zekanın insanın içinde bulunduğu ortamla uyumlu fonksiyon gösterilebilme gücü olduğudur. Bu gücün içerisinde öğrenme, problem çözme, soyut kavramları anlayıp kullanabilme gibi becerilerin yanı sıra yeni durumlara uyum sağlama becerisi de yer alır. Zekayı bütün bu becerileri kapsayan bir tür üst kavram olarak düşünebiliriz. Tabii zekanın çeşitli şekillerde tarif edebileceğini ve nasıl tarif edilirse edilsin yine de biraz eksik kalabileceğini unutmadan…

Tanımı üzerinde genel bir anlaşma olmamasına karşın, zeka testlerinin ölçümlerine güven konusunda genel bir kabul mevcuttur. Zeka testlerinde kendi yaş grubuna ve yaşadığı toplumdaki çocukların neleri bildiklerine bakılarak çocuğun kendi yaş grubu içe risindeki düzeyini öğrenmek amaçlanır ve uzmanlarca gerçekleşti rildiğinde istenen sonuca ulaşılır.

Hangi Zeka Testi?

Yaygın olarak sanıldığının aksine, bir tek zeka testi değil, farklı zeka testleri vardır ve bu testlerin de test edilmesi, farklı kültürlere uygun hale getirilmesi ya da güncelleştirilmesi sürekli bir çabayı gerektirmektedir.

Ülkemizde en yaygın olarak kullanılan zeka testi, Weschler Çocuklar İçin Zeka Testidir ve bu test 6-16 yaş grubu içerisindeki çocuklarla ve ergenlere uygulanmaktadır. Çok geniş bir yelpazeden çocuğun zekasını ölçmeyi amaçlayan Weschler testi,beşi sözel, beşi performans olmak üzere on alt testten oluşmaktadır. Testin süresi ortalama bir buçuk saattir. Çocuk -prensip olarak- teste tek başına, yanında anne veya babası olmaksızın katılır.

Hemen hemen bütün zeka testlerinde olduğu gibi, Weschler testinin de değerlendirilmesi yalnızca puan verilerek yapılmamakta aynı zamanda test sırasında çocuğun duygu durumu, motivasyonu, konsantrasyonu gibi özellikler de testin değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmaktadır. Bu test Türkiye normlarına gore standardize edildiği için rahatlıkla kullanılan testlerin başında gelmektedir.

Altı yaşından küçük ve bir problemi olduğu düşünülen çocuklar için, Ankara Gelişim Tarama Envanteri kullanılabilmektedir. Bu envanter ile çocuğun bebeklikten itibaren çeşitli alanlarda gelişiminin değerlendirilmesi sağlanır. Altı yaşından kuçuk çocuklar için uygulanan bir diğer değerlendirme aracı ise Stanford Binet Ze-

ka Testidir; ancak bu yalnızca bu konuda üst düzey profesyonelliğe sahip uzmanlar tarafından ve dikkatli bir biçimde uygulanmalıdır.

Kültürel Farklılıkların Etkisi

Farkettiğiniz gibi, sözünü ettiğimiz zeka testleri yabancı kaynak-lı. Bu bir sorun yaratmaz mı? Başka ülkeler için hazırlanmış testleri aynen uygulayarak doğru sonuçlar elde edebilir miyiz?

Zeka insanın içinde bulunduğu ortama uyum sağlayabilme becerisi olduğuna göre, bu sorulara olumlu bir yanıt verebilmek mümkün değil. Kültürün zeka üzerine etkisi yadsınamaz, çünkü zeka zaten her insanın yaşadığı kültürün normlarına uyum sağlamak için gösterdiği çabadır. Bir zeka testinin geçerli olabilmesi, doğru sonuçlar verebilmesi için kültürel farklılıkların zeka üzerindeki etkilerini de kontrol altına alması gerekir. Hatta yalnızca farklı ülkeler arasındaki kültürel farklılıkların değil, aynı ülke içindeki sosyal ve kültürel farklılaşmanın da gözönüne alınması, testlerin buna göre düzenlenmesi gerekmektedir. Kültürel farklılıkların zeka üzerindeki etkilerini standardizasyon çalışmalarıyla kontrol altına almamış testlerden çok güvenilir sonuçlar almak mümkün değil. Örneğin, ülkemizde zeka testlerinin bilimsel bir biçimde uygulandığı merkezlerde, düşük, orta ve yüksek sosyo ekonomik düzeydeki kimseler için düzeltilmiş puanlara götüren bir tablo kullanılmakta ve böylece çok daha geçerli sonuçlar elde edilmektedir.

Zeka Testlerini Kimler Uygulamalı?

Zeka testlerinin hazırlanması farklı kültürlere adapte edilmesi ileıi düzeyde uzmanlık ve süreklilik isteyen, kollektif bir çabayı gerektirmektedir. Örneğin sözünü ettiğimiz Weschler testi, ülkemiz için 1980 yılında standardize edilmiş; ancak testin güvenirliğini ve geçerliliğini artırmak için çalışmalar hala sürdürülüyor. Böyle yoğun ve sürekli bir çabanın ürünü olan testler ancak konunun gerçek uzmanları tarafından uygulandığında anlamlı sonuçlar verebilir.

Uzmanlık çok önemlidir, çünkü her şeyden önce, zeka testleri sadece uygulama veya puanlamadan ibaret değildir. Zeka testleriyle çocuğun aldığı puanın çok ötesinde şeyler açığa çıkarılmaya çalışılır. Çocuğun puanı alış süreci içerisindeki davranışları da en az aldığı puan kadar önemlidir. Alınan puanla birlikte çocuğun test sırasındaki duygu durumu, motivasyonu, dikkat yoğunluğu gibi özellikleri de dikkate alınırsa çocuğun zeka düzeyi hakkında çok daha güvenilir sonuçlara ulaşılabilinir. Ancak bu tür profesyonel gözlemler sayesinde alınan puanın ne ölçüde gerçek zeka düzeyini yansıttığını, ne tür faktörlerin testi olumlu ya da olumsuz etkilediğini görebiliriz.

Ülkemizde Türk Psikologlar Derneği’nin de katkılarıyla Sağlık Bakanlığı zeka testlerini uygulayacak ve değerlendirecek kişilerin listesini belirlemektedir. Hastane ya da çocuk ruh sağlığı kliniklerinde ancak bu listede yer alan uzmanlar zeka testlerini uygulayabilmekte ve değerlendirmekteler.

Zeka Testine Ne Zaman İhtiyaç Duyulur?

“Örneğin, çocuğun uyum problemi, başarı problemi yaşaması, yaşıtlarıyla beraber olduğu zaman çeşitli alanlarda onların ortalamalarına yetişememesi durumlarında, acaba bir problem var mı sorusunda bir cevap olarak zeka testi uygulanabilir. Ancak uygulanan test ile çocuklarımızın yaşadığı bütün bu sorunlara kesin ve birebir cevaplar bulamayabiliriz. Çünkü zeka testi bizlere birtakım ipuçları verir ve bunu da gerek çocuğumuzun testten aldığı puan ile gerekse test süresince yapılan gözlemlerden elde ederiz. Yani, test sonrasında çocuğumuzun yaşadığı problemin sebebi olarak sadece zeka karşımıza çıkmayabilir. Çocuğun zekasının dışında, duygusal bir problemi veya dikkat bozukluğu olabilir, dolayısıyla konsantre olmakta güçlük çekiyor olabilir. Bütün bunları yine zeka testinden alacağımız ipuçlarından öğrenebiliriz. Bu yüzden zeka testlerini sadece çocuğumuzun zeka düzeyini belirlemek ve zekasında herhangi bir problem olduğunu anlamak için değil, aynı zamanda çocuğumuzun o dönemde yaşadığı sorunlar hakkında da fikir edinmek için kullanılan araçlardan biri olarak görmeliyiz.”

Gazete ve dergilerde sık sık örneklerini gördüğümüz sözde testlerle vakit geçirmenize -ciddiye almadığınız sürece- kimsenin bir diyeceği olamaz. Ancak herhangi bir uzmanın önerisi olmadan, çocuğunuzu bir zeka testine tabi tutmanın, sonuç ne olursa olsun, onun kişiliğine ve zekasına yönelik olumsuz bir tutum olacağını bilmelisiniz. Aslında işin sırrı gerçek uzmanlardan yardım istemekte. Çünkü gerçek uzmanlar hemen teste başlamak yerine, ana babanın bu yaklaşımını sorgulamayı tercih edecektir.

Gerçek bir ihtiyaç olmadığı sürece çocuğunuzu teste zorlamamalısınız. Dur bakalım, bizimkinin IQ’su kaçmış” gibi bir merakla harekete geçmek doğru değil. Tıpkı, gerektiğinde gerçek bir uzmandan yardım almaktan kaçınmanın doğru olmaması gibi…

Çocuklarımızın Çok Zeki Olmalarını İsteriz Ama…

“Zeka kavramı – belki de çok haklı olarak- ana babayı çok heyecanlandıran bir konu. Ana babalar genellikle, çocuklarının daha zeki ve daha iyi olmalarını ya da ileri bir boyutta beceri göstermelerini arzu ederler. Ne var ki bu arzularını çocuklarına yansıttıklaıı zaman çocuklarda belli bir kaygı ortaya çıkabiliyor. Ben diğerleri gibi beceremiyorum kaygısıyla çocuğun kendine olan güveni satılabiliyor; bu da çocuk için önemli bir kayıp. Bu yüzden ana babaların genelde çocuğu destekleyen ve kabul eden tavırlar içerisinde olmaları çocuğun sağlıklı bir gelişime sahip olması açısından çok önemli.

Ana babalar çocuklarının başarısını değerlendirirken onu arkadaşlarıyla kıyaslamak veya ona neden arkadaşların kadar başarılı olmuyorsun mesajı vermek yerine, kendi kendisiyk yarışma mesajı vermeli, yani çocuğun performansının nasıl bir gelişim izlediğinin farkında olmasını sağlamalı. Çocuklarımız bazı dallarda yaşıtlarına oranla daha ileriyken herhangi bir dalda geri kalmış olabilir. Bu ileri geri algılaması yalnızca çocuğun içinde bulunduğu sosyal çevrenin kimi konularda daha çok, kimilerine de daha az önem vermesiyle ilgili olabilir. Tek beceriden yola çıkarak çocuğun geri veya ileri düzeyde bir zekaya sahip olduğunu öne süremeyiz. Ayrıca şunu da unutmayalım ki zaman geçtikçe belirli bir yaş ve potansiyeldeki çocuklar zaten birbirlerinin performansını yakalayacaklardır.

Okulda, evde ya da arkadaşlarıyla herhangi bir sorun yaşamadığı halde çocuğunuzun zekasını öğrenmek istemeniz, bunu merak etmeniz gereksiz kaygılanmalara yol açacaktır. Sizin heyecanınız ve kaygınız çocuğunuza da yansıyabilir ve dolayısıyla çocuğunuz belki yapabileceği şeyleri bilemeyip yapamamaya başlayacaktır.

Görüldüğü gibi, anne baba tutumu çocuğun performansı üzerinde önemli bir etki yapmaktadır; bu nedenle çocuğun kendine olan güvenini artırabilmesi için, ödüllendirici ve teşvik edici tutum tercih edilmelidir.

Benim Çocuğum Her Şeyi Bilir!

“Genellikle zeka testlerini uygularken test sırasında çocuk ve psikolog dışında hiç kimse bulunmaz. Ancak bazen çocuk anne veya babasının bulunmamasından çok rahatsızlık duyuyorsa ve bu durum çocuğun konsantrasyonunu bozacak düzeyde ise anne babanın test sırasında odada bulunmasına izin verebiliyoruz. Böyle durumların birinde, anneyi de teste aldık…

Testin başlangıcında anneye müdahale etmemesi için ricada bulunmuştuk. Ancak, çocuk yanlış cevap verdiği zaman, anne kendini tutamadı ve ‘Oğlum bilmiyor musun, sen bu soruları bilirsin’ demeye; ‘Hiç olmadı. İstenilen cevabı veremedin’ tarzında çocuğa yüklenmeye başladı. Daha sonraları çocuğun eksik de olsa cevap verebileceği sorularda bir şeyler söylemeye kalkıştığı, ancak hemen kendisini dizginleyip suskun kaldığı, yanlış cevap verirsem annem tarafından eleştirilirim endişesi içinde olduğu gözlendi.

Bu örnek, annenin mükemmelliyetçi bir tutum içerisinde olması ve çocuktan her şeyi bilmesini beklemesinin, çocuğun gelişmesinde olumsuz etkiler yarattığını göstermiştir. Çocuk bu beklenti yüzünden sahip olduğundan daha düşük bir performans sergilemektedir.”

Dikkat Allerji

Ülkemizde son 20 yılda allerjik hastalıklarda çok büyük bir artış gözleniyor. Değişen çevresel koşullar, yaşama ve beslenme alışkanlıklarındaki farklılaşma allerjiyi neredeyse normal bir hale getirdi.

Allerji belirtileri kolaylıkla başka hastalıklarla da karıştırabili-yor. Bu nedenle ana babaların allerjiyi ve allerjenleri çok iyi tanıması gerekli.

Eskiden sadece kaşıntı ve kaşıntılı kabarmalar olarak bilinen ve küçümsenen allerji bugün kapsadığı astım, allerjik nezle egzema, (atopik dermatit) ilaç, böcek ve besin allerjileri ve allerji ilişkili rahatsızlıklar olan sinüzit ve orta kulak problemleri ile en yaygın halk sağlığı problemleri arasındadır. Öyle ki Amerika Birleşik Devletle-ri’nde her 5 kişiden l’i allerji hastasıdır. Allerjik nezle tüm doktor vizitlerinin %3’ünün nedenini oluşturmaktadır. 3 yaş altında besin allerj isi oranı da %8’dir. Çoğu allerji ilişkili kulak tüp operasyonları ABD’deki çocuk cerrahi operasyonlarının 2. sırasında yer almaktadır.

Yaklaşık benzer rakamlarla ülkemizde de allerji ciddi bir sağlık sorunudur. Teşhis ve tedavideki ilerlemeler, bulunan etkili yeni ilaçlara rağmen, allerjik hastalıklar azalmamaktadır; hatta son 20 yılda salgın şeklinde bir artış söz konusudur. Eskiden istisnayı oluşturan allerji bugün nerede ise normali temsil etmektedir. Bu artışın dikkat çeken özelliği, sanayileşmeyle doğru orantılı olmasıdır. Yapılan çalışmalar da göstermiştir ki başta astım olmak üzere, allerjik hastalıklar kırsal kesimlerde değil, şehirlerde yaygındır. Bunda etkili olan unsurlar arasında hava kirliliği, yeni yapı anlayışı (ısı tasarrufu nedeniyle hava kaçağı olmayan, halı kaplı, toz böceklerinin üremesine elverişli evler), beslenme alışkanlığı (anne sütünün erken bırakılıp ek besinlere erken geçilmesi, ileri yaşlarda katkılı ve hızlı yemek alışkanlıkları), egzos gazları, sigara, gaz ocakları ve sobalarından salınan gazlar, yalıtım malzemelerindeki kimyasallar sayılabilir.

Egzos gazları ile ilgili çarpıcı bir örnek Japonya’dan bildirilmiştir. Bir ağaç polenine bağlı allerjik nezle Japonya’nın bir şehrinde polenin aynı yoğunlukta olduğu ancak trafiğin olmadığı bir bölümünde çok azken trafiğin yoğun olduğu bölgede belirgin olarak fazladır. Burada egzosun etkisi ile polen yapı değiştirip daha saldırgan hale gelmekte ve kirliliğin etkisi ile de zaten zedelenmiş solunum yolunda etkisini uzun süreli olarak göstermektedir. Ayrıca, günümüz insanının sanayileşmenin yoğun olduğu bölgede yaşamı yoğun olduğu bölgede yaşamı çevre kirliliği, trafik, aşırı kalabalık gürültü vb. nedenlerle kırsal bölgeye göre oldukça yüklüdür. Bunun getirdiği psikolojik yük ve stres, vücudun savunma sistemini etkileyerek allerjik olayların ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır. Yine son yıllarda yapılan çalışmalarda, şehirlerde insanları etkileyen aller-jenlerin, özellikle ev içi toz böcekleri, hamam böcekleri, mantar sporları ve küfler olduğu belirlenmiştir.

Neden Bazıları Allerjiktir?

Şimdi de allerj inin kelime anlamını, neden bazı kişilerin allerjik olduğunu, allerjik belirtileri çocuklarımızda nasıl tanıyabileceğimizi ve gelişebilecek kötü sonuçları önlemek için ne gibi tedbirler alacağımızı görelim.

Allerji aslında, normal kişiler tarafından alındığında sorun olmayan, allerjen dediğimiz bazı maddelere (çayır ağaç polenleri, toz böcekleri, mantar sporları ve bazı besinler ile ilaçlar) allerjik kişilerin verdiği anormal bir cevaptır. Örneğin baharda çayır polenleri normalde allerjik olmayan kişide problem yaratmazken allerjik kişide burunda, gözde sulanma, kaşıntı, yanma, öksürük, hırıltı ve nefes darlığına yol açmaktadır. Örneğin normal bebekler inek sütünü rahatlıkla alabilirken aynı süt allerjik bebekte sık burun akıntısı ve tıkanıklık, öksürük, deride egzema nedeni olabilmektedir. Bu farklılığın nedeni, allerj inin kalıtsal temelli olmasındandır. Çünkü allerjik kişinin bazı genlerinde bu allerjik tepkiye yol açan farklılıklar vardır. Ne var ki allerjik hastalığın ortaya çıkmasında bu genetik zeminin yanı sıra, yukarıda sayılan çevrel etkenlere de ihtiyaç vardır.

Erken dönemde tanımayan allerjik yapı ve hastalık, gerekli çevresel düzenlemeler ve tedaviler görmezse hem, vücudun birçok sisteminde zarar oluşturacak hem de bir ileri allerjik hastalık evresine geçebilecektir. Örneğin, ebeveynlerinde allerjik hastalık olan bebeğin daha doğumda alman kordon kanında allerji antikoru (iglE) yüksekliği ve erken dönemde belirlenen egzeması dikkate alınmazsa, bu çocuk ileride yaklaşık %50 olasılıkla astım olacaktır. Yine benzer şekilde, erken dönemde sık burun akıntı ve tıkanıklığı, sık öksürükleri olan ve ailesinde allerjik kişiler bulunan bir çocukta erken tanı konmazsa, bu çocuk gereksiz ve sık antibiyotik kullanacak, muhtemelen solunum yolu allerj isinden başka sık kulak ve sinüs problemleri yaşayacak ve tanı konduğunda, çoktan gereksiz yere belki kulağına tüp takılmış ve geniz eti alınmış olacaktır. Daha da kötüsü tüm bu işlemler de sorunu çözmeyecektir.

Allerjiyi Erkenden Tanımak ve Yenmek İçin…

Bir çocuğun allerjik olduğu konusunda ailesini uyaracak gözle farkedilen belirtiler arasında, çocuğun ağzından soluması, göz altlarında ‘shiner’ dediğimiz koyu bir halkanın olması, tavşan burun dediğimiz, burnu rahatlatmak için burnunu sık oynatması ve allerjik selam dediğimiz el ayası ile burun ucunu yukarı kaldırarak burun tıkanıklığını açmak istemesini sayabiliriz.

Bu nedenle önce anneler, ailelerinde allerjik kişiler de varsa, bebeklerinin yanaklarında kızarık pütürleri, sık burun tıkanıklığı ve öksürüklerini veya sürekli gibi olabilen burun akıntılarını mutlaka dikkate almalı ve doktorunu da bu konuda uyarmalıdır. Tabii bu konuda en büyük görev çocuğu izleyen doktora düşmektedir. Çocuk uzmanı bebeğin allerjik belirtilerini erken yakalamalı, allerji konsültasyonu istemeli ve ailenin yeni doğacak bebeği için de doğum öncesinden tedbirlerini almalıdır. Bu tedbirler arasında çocuğun odasının düzenlenmesi, evde sigara içilmemesi, anne sütünün olabildiğince uzun süreli ve hiç olmazsa ilk altı ay tek başına verilmesi, inek sütü, portakal ve yumurta gibi besinlerin diyete eklenmesinin mümkün olduğunca geciktirilmesi sayılabilir.

Allerjik hastalıkların önlenmesinde ikinci basamak, önce yaşanılan ev içi ortamın, ardından çevrenin allerjinin artmasına neden olan risk faktörleri açısından odanın düzenlenmesidir. Allerjik çocuğun odasına, ev tozu akarlarının yaşamasına ve mantar sporlarının üremesine neden olabileceği için nemlendirici ve buhar makineleri koymamak gerekir.

Akarlar genelde halı ve yataklar ile kumaş kaplı mobilyalarda yaşadığından:

– halıyı kaldırmak,

– yastık ve yorganı alerji koruyucu kılıflarla kaplamak,

– evdeki eşyayı azaltmak,

– yünlü , tüylü ve içi doldurulmuş oyuncakları çıkarmak,

– evde sigara içilmesine izin vermemek,

– kedi, köpek ve kuş gibi hayvanlar yerine balık, su kaplumbağası tercih etmek gerekir.

Polen allerj isi planlar için baharda kapı ve pencereleri kapalı tutup, havalandırmanın polen filtresi olan bir klima ile yapılması uygundur.

Küflere yönelik olarak, evin ıslanan banyo ve mutfak gibi yerlerinde ortamı kuru tutmak, evi sık havalandırmak, çöp kutularını sık temizlemek, eski mobilya ve yatakları kaldırmak gerekebilir.

Önemli bir nokta da bu konuda oluşmuş ticari sektörün cazip önerileridir. Şurası bilinmeli ki hiçbir mükemmel elektrik süpürgesi, markası ne olursa olsun halının kaldırılmasının yerini tutmaz. Hava temizleyicileri halıdaki toz böceği ve allerj enlerini temizlemez, ama allerji kontrol kılıfları oldukça etkili ve faydalı bir ürünüdür.

Dış ortam içinse egzosa yönelik önlemler, eski arabaların trafikten men edilmesi, taşımacılığın raylı sisteme kaydırılması insanların ruhsal durumu iyileştirecek bakımlı bir çevre ve ekonomik iyileştirmeler düşünülebilir.

Allerjenlerle Mücadele En Etkili Çaredir

Allerjinin tam anlamıyla tedavisi ne yazık ki mümkün değildir, ancak çocuğun belirtilerden kurtularak rahatlaması sağlanabilmektedir. Bu nedenle allerji tedavisinde ilk adım, bağışıklık sisteminin allerjen maddelere maruz kalmasının önlenmesi olmalıdır. Aller-jenlere temasın kesilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, ilaçlarla çocuğun vücudunun allerjen maddeye verdiği tepki duyarsız-laştırabilmekteyse de asıl olanı çocuğu allerj enlerden uzak tutmak olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Allerjik belirtilerin başka bazı hastalıklarla karışabileceğini düşünürseniz, aşağıda sözünü ettiğimiz önlemleri almak için, ille de çocuğunuza allerji tanısı konmasını beklememeniz gerektiği ortaya çıkıyor.

Çocuğunuzun evde karşılaşacağı muhtemel allerjen maddeler, toz böcekleri, küf nedeniyle mantar sporları, yün, kedi, köpek ve kuş tüyü gibi maddelerdir. Bu allerjenler genelde yatak odalarında, halılarda, ev bitkilerinde, bir de nem ve küf yaratmaya elverişli sn zıntı ve birikinti suların olduğu lavabo, tuvalet, buzdolabı, çamaşır makinesi civarlarında bulunmaktadır.

Küf allerjenine karşı ise, banyo, mutfak gibi yerleri sürekli kuru tutmak, evi sık sık havalandırmak, çöp kutularını sık sık temizlemek, eski mobilya ve yatakları bulundurmamak sayılabilir. Ayrıca, özellikle yatak odalarında ev bitkileri bulundurmaktan kaçının. Çünkü bitkilerin fazla olduğu odada küf de fazla olacaktır. Evin diğer yerlerindeki çiçekler ve saksılar bir de bu gözle sık sık kontrol edilmelidir. Küf üreten bir başka madde de hasırdır. Hasırdan yapılmış süs ve kullanım eşyalarından da uzak durmalısınız.

Evcil hayvanların tüyleri ve salyaları da allerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bu nedenle evde kedi, köpek, kuş yerine, balık, su kaplumbağası beslemek hem çocuğun hayvan sevgisini engellemeyecek hem de allerj isinin artmasını önleyecektir.

Dikkat edilmesi gereken şeylerden biri de sigara. Sigara allerjen gibi etki eden, burun ve bronşların aşırı duyarlılığını artıran, allerjik duyarlanmayı kolaylaştıran, rahatsızlık verici bir maddedir. Al-lerjik çocukların bulunduğu evlerde kesinlikle sigara içilmemelidir.

Çocuklara Zeka Testi” da bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir